Mekke-i Mükerreme

Arabistan Yarımadasında, İslam aleminin dini merkezi, Müslümanların kıblesi olan "Kabe-i muazzama"nın içinde bulunduğu mukaddes belde, Peygamber efendimizin doğduğu şehir.

Mekke-i mükerreme tarihi: Mekke'nin tarihi İbrahim aleyhisselam zamanına kadar uzanır. Bu hususta İslam alimlerinin kitaplarında yazıldığı üzere hazret-i İbrahim, oğlu hazret-i İsmail ve annesi hazret-i Hacer'i Allahü tealanın emri ve Sara Hatunun isteği üzerine bu beldeye getirip bırakmıştır. O zaman burada hiç insan ve su yoktu. Taşlık ve ağaçsız bir yerdi. İbrahim aleyhisselam Hacer ve oğlunun yanlarına bir miktar hurma ile biraz su koyarak yalnız bırakıp ayrıldı. Hacer ardından koşup feryat etti. İbrahim aleyhisselam ona cevap vermedi. Çünkü Sara öyle şart etmişti. Hacer, İbrahim aleyhisselamın kendisine iltifat etmediğini ve konuşmadığını görünce; "Seni dost edinen Allahü tealanın hakkı için söyle. Bizi burada Allahü tealanın emriyle mi bırakıyorsun?" dedi. İbrahim aleyhisselam, "Evet!" buyurdu. Bunun üzerine Hacer sustu ve "Rabbimiz bizi korur" dedi. Ellerini semaya kaldırıp dua etmeye ve yalvarmağa başladı. Bundan sonra bu tenha yerde bazan İsmail aleyhisselam annesine bakar ağlardı, bazan da annesi İsmail'e bakar ağlardı.

Hacer Hatun, ilk günlerde İbrahim aleyhisselamın kendileri için bıraktığı hurmadan yiyip sudan içti, oğlunu emzirdi. Fakat sonra su ve hurma bitti. Ana-oğul, ikisi de susadılar. Ama ortalıkta bir damla bile su yoktu. Hacer, İsmail aleyhisselamı yere yatırıp belki bir su görürüm ümidiyle Safa Tepesine doğru çıktı. Kimseyi görmedi. Oradan yürüyüp Merve'ye vardı. Yüksek yerden etrafa baktı. Bir şey göremedi. Safa ile Merve arasını yedi kere yürüdü. Bu sebeple Hac'da böyle yapmak sünnet oldu. Yedincide Merve tarafından bir ses işitti. Lakin kimseyi göremedi. Seslenen Cebrail aleyhisselamdı. "Ya Hacer, oğulunun yanına gel, Hak teala onu zayi etmez. Bir gün gelir ki, oğlun bu yerde babasıyle Kabe-i şerifi bina ederler." diye çağırıyordu. Hacer oğlunun yanına gelince Cebrail aleyhisselamı orada gördü. Cebrail aleyhisselam; "Siz kimsiniz?" dedi. Hacer; "İbrahim aleyhisselamın ailesiyim. Bu da oğlumdur." dedi. Cebrail aleyhisselam; "Sizi bu tenha yerde kime ısmarladı?" diye sorunca; "Allahü tealaya emanet etti." cevabını verdi. Cebrail aleyhisselam; "Sizi öyle bir padişaha ısmarlamış ki o her işinize kafidir." dedi. Hacer baktı, oğlunun ayak ucu yanında berrak bir suyun aktığını gördü. Bu su, İsmail aleyhisselamın ayak topuklarının yerde iz bırakmasından çıkmıştı. Oğlu ile bu sudan içtiler. Susuzluktan ve açlıktan kurtuldular. Bu su Zemzem suyuydu. açlık niyetine içilse açlığı, susuzluk niyetine içilse susuzluğu giderirdi. Hacer kabına da su almak istedi. Cebrail aleyhisselam; "Lüzum yoktur. Bu su daima akar, hiç kesilmez." dedi.

Hacer civardan taş toplayıp suyun etrafına dizdi. Maksadı suyu boşa akıtmamaktı. O anda bir ses işitti: "Korkma! Hak teala suyu eksiltmez çoğaltır. Bu makamı ibadethane yapar. Oğlun peygamber olur." Sonra Mekke-i mükerreme şehrinin burada kurulacağını ve kıyamete kadar bu mübarek yerde ibadet edileceğini söyledi. Hacer, bu habere çok sevindi. Bundan sonra oğlu ile bir zaman bu yerde yalnız oturdular.

İbrahim aleyhisselamın amcaoğulları olan Cürhüm kabilesi her sene ticaret için Şam tarafına gelirlerdi. O yıl da aynı sebeple yola çıkmışlar, Mekke civarından geçiyorlardı. Kafiledekiler çok susamışlardı. Bu yörede hiç su yoktu. İlerde bir yerde kuşların toplandıklarını gördüler. Kafilenin büyükleri, bu yerde başka zaman böyle kuş görmezdik. Hem kuşlar susuz yerlerde toplanmazlar. Belki yeni bir su çıkmıştır, deyip aralarından seçtikleri iki kişiyi kuşların toplandığı yere (Mekke'ye) gönderdiler. O kimseler gelip bir güzel su ve yanında bir hatun ile bir küçük çocuğun oturduğunu gördüler. "Siz kimsiniz?" diye sordular. Hacer halini arz edip; "Bu suyu Hak teala bana ve oğluma ihsan etti." dedi. "Bu suda başkasının hakkı var mıdır?" dediler. Hacer, "Hayır." dedi. O kimseler geri dönüp gördüklerini kafiledekilere anlattılar. Kafilenin büyükleri, bu yeri kendileri için ve hayvanlarını otlatmak için elverişli buldu. Gelip Hacer'den kavminin o su başında yerleşmesine izin istedi. Hacer kabul etti. Bu kavim, Mekke'nin yukarısına yerleştiler. Bunların da amcaları olan bir başka kavim vardı. Bunlar da daha sonra gelip Mekke'nin aşağı kısımlarına yayılıp yerleştiler. Evler ve binalar yaptılar. Mekke-i mükerreme şehri böylece kurulmuş oldu. Bu kavimler Hacer ile İsmail aleyhisselama hürmet ederlerdi. İsmail aleyhisselam bunların arasında büyüdü. Onlarla Arabi lisanla konuştu. Çok güzel konuşurdu. Daha sonra Peygamber oldu. Babası İbrahim aleyhisselam ile Mekke'de "Kabe-i muazzama"yı Allahü tealanın izniyle bina ettiler.

Mekke-i mükerreme kurulduktan sonra zamanla gelişti. Nüfusu arttı. Zemzem kuyusu ve "Kabe-i muazzama" etrafında gelişip büyüyen şehir aynı zamanda bir ticaret merkezi halini almıştı. Mekke'nin önemi, Asya ile Afrika'nın önemli ticaret yollarının birleştiği noktada bulunmasından ileri geliyordu. Bundan başka Mekkeliler çok eskiden beri Arabistan'ın komşu devletleriyle ticaret yaparlardı. Hatta Bizans ve İran'dan "Kayzer ve Husrev teminatı" adı altında çeşitli ticari imtiyazlar da almışlardı. Mekke'ye bu durumundan dolayı "Tacirler şehri" de deniliyordu. Mekke şehri "Dar-ün-nedve" denilen yerde toplanan istişare meclisi tarafından idare ediliyordu. Bu mecliste kabile reisleri yer alır ve kendisine verilen vazifeleri yapardı. Mekke kervanları Yemen'den Hint ürünleri, Çin ipekli kumaşları, Afrika'dan altın tozu, fildişi ve köle getirirlerdi. Mısır ve Suriye'den ise hububat, nebati yağ, çeşitli silahlar ve pamuklu ile yünlü kumaşlar getirirlerdi. Mekke'de ayrıca her sene ticari maksatla ve yerli eşyaların satımı için panayır yapılırdı.

Mekke'de İsmail aleyhisselamın evlatlarından gelenler zamanla çoğaldı. Hazret-i Muhammed'in gelmesine yakın Mekke'de bu soyun devamından Kureyş kabilesi vardı. Bu kabileye Kureyş isminin verilmesi, Resulullah'ın on birinci babası olan "Fihr"in diğer isminin Kureyş olmasıdır. Fihr, yaşadığı devirde insanları yoklar, fakirleri bunların arasından bulur, onları yedirir ve giydirirdi. Bu sebepten kendisine Kureyş adı verilmişti. Kureyş, "toplamak, kazanmak" manasına da gelir. Hac mevsiminde gelenler Fihr'in ziyafetine katılır, böylece bir araya toplanırlardı. Bu güzel hasletlere vesile olduğu için kendisine ve daha sonra kavmine Kureyş denilmişti.

Hazret-i Muhammed Kureyş'in Haşimi kolundan Mekke'de dünyaya geldi (Bkz. Muhammed Aleyhisselam). Babası Abdullah, annesi Amine Hatundu. Kırk yaşında Peygamberliği kendisine bildirildi. Bundan sonra Mekkelileri dine davet etti. Mekkelilerden bazıları kendisine inandı, bazıları da inanmadı. İnanmayanlar kendisini öldürmeye kastettiler. Bunun üzerine Allahü tealanın emriyle Medine'ye hicret etti (Bkz. Hicret). Hicretin onuncu yılında Mekke'yi aldı (Bkz. Mekke'nin Fethi). Halkı Müslüman oldu.

Hazret-i Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicret etmesi, Medine'nin İslamiyetin merkezi durumuna gelmesine, Mekke'nin iktisadi durumunun gerilemesine yol açtı. Müslümanlığı benimseyen zengin aileler Medine'ye göç etti. Dört halife zamanında Müslümanlık dünyaya yayılınca Kureyşliler eyaletlerde kumandan ve vali oldular. Böylece Mekkelilerin ticaretle ilgileri daha da azaldı. Hele Irak'ın Müslümanlar tarafından fethedilmesi Mekke'nin iktisadi çöküntüsünü daha da hızlandırdı. Zira Hint ticareti Basra Körfezi ve Fırat Vadisi yoluyla yapılmaya başlandı.

Dört halifeden sonra halifelik Emevilerin eline geçti. Emevi halifelerinden hazret-i Muaviye bu kutsal şehre, çok ilgi gösterdi. Burada binalar yaptırdı ve tarımı geliştirdi. Sulama tesisleri kurdu. Böylece Mekke'nin durumu gelişti. Bundan sonra hali vakti iyi olanlar dinlenmek için Mekke'de toplanmaya başladılar. Bu durum Mekke'nin önemini daha çok arttırdı. Daha sonra gelen Emevi halifeleri de şehre gerekli ilgiyi gösterdiler. Mekke için tehlike olan sel sularının önünü almak için bu sular önüne setler yapıldı. Hazret-i Ömer tarafından başlatılan ve Birinci Velid tarafından sürdürülen tamiratlarla Kabe-i muazzamanın avlusu genişletildi. Mescidül Haram'ın planı hazırlandı. Abdullah bin Zübeyr ve Haccac devrinde Kabe yeniden yapıldı. Yemen'den gelen Harici taifesinin bir müddet Mekke'ye hakim olmalarından sonra 750'de Mekke, Emevi hilafetini yıkan Abbasilerin eline geçti. Haremeyn'in idaresi eskiden yapıldığı gibi halife ailesine yakın olanlara verildi. Abbasi halifelerinden Harun Reşid, Mekke'ye dokuz defa hacca geldi. Mekke'nin gelişmesi için çok para harcadı. Halife Me'mun zamanında Mekke'nin idaresi Resulullah'ın soyundan hazret-i Ali evladına verildi. Bunlardan hazret-i Hüseyin'in evladına Seyyid, hazret-i Hasan'ın evladına da Şerif denirdi. Mekke'de hakim olan sülale şeriflerdi.

Şeriflerin kazandığı dini bakımdan sınırlı bağımsızlık döneminde Mekke, gelişerek Medine'yi geçti. Bu dönemde Mekke Şerifliğinin bağımsızlığını korumak için çok gayret sarfedildi. Bu gayret sebebiyle, Fatımi halifesi adına Mekke'de hutbe okunması teklifi reddedildi. 976'da Fatimi halifesi, Mısır ticaret yolunu kesti ve şehri kuşattı. Mekke halkı bu durum karşısında teslim oldu. Mekke'de şerifler çok güç durumda kaldılar. Bundan kısa bir müddet sonra Yemen meliki Es-Süleyhi Mekke'yi aldı. Mekke'deki şerifler Es-Süleyhi'den, kendilerinden birini hükümdar olarak seçmesini ve şehri bırakarak gitmesini istediler. Bunun üzerine Es-Süleyhi, Ebu Haşim Muhammed'i (1063-1094) büyük şerif tayin etti. Böylece Mekke'de Haşimi Sülalesi hükmetmeye başladı.

Abbasi Halifesi Me'mun zamanında ortaya çıkan ve Mekke'yi kuşatarak yağma eden, sonra Fatimilerin Mekke'yi kuşatması ile hakimiyetine son verilen Musa bin Abdullah soyundan olan Katade, hakimi olduğu Yenbu'dan topraklarını Mekke'ye doğru genişletmeye başladı. Mekke'de kendine taraftarlar buldu. Mirac kandilinde, bütün halkın şehirden çıktığı bir sırada Mekke'yi aldı.

Mısır'ın, Türk Hükümdarı Yavuz Sultan Selim Han tarafından alınmasından sonra (1517) Türkler zamanında Mekke, Şerif Muhammed Ebu Numeyy (1526-1566) ve Şerif Hasan (1566-1601) tarafından yönetildi. Türklerin himayesinde Mekke şeriflerinin toprakları, kuzeyde Hayber'e; güneyde Hali'ye; doğuda Necd'e kadar genişledi. Şerif Hasan'ın ölümüyle Mekke'de yeniden kargaşalık başgösterdi. Karışıklığı körükleyenler İranlılardı. İranlılar, İranlı Zavi Zeyd zamanında (1631-1666) işi iyice azıttılar. Nihayet Osmanlı Sultanı Dördüncü Murad Han irade buyurarak bütün İranlıların Mekke'den çıkarılmasını ve bunların hacca gelmelerini yasak etti. Bu durum, sünnilerle İranlıların çatışmasına yol açtı. Olaylar Mekke'ye kadar yayıldı.

Mekke valisi İranlılara Mekke'den çıkmalarını emretti. İranlılar Mekke'den çıktılar. Mukaddes belde de temizlenmiş oldu. Bu olaydan sonra Mekke'de, Vehhabiler meydana çıkıncaya kadar birbirini takip eden şerif aileleri, Zavi Zeyd, Zavi Berakat, Zavi Mesud yönetimleriyle idare edildi.

Vehhabiler 1800 senesinde saldırdılar. Mekke Emiri Şerif Galip Efendi, bunlara karşı koydu. Her iki taraftan çok kan döküldü. Şerif Galip Efendi, Vehhabileri Mekke'ye sokmadı. Vehhabilerin baskısı altında kalan Mekke etrafındaki Arap kabileleri, Vehhabi oldular.

Emirleri Suud başkanlığında Taif'e saldırarak çok Müslüman kanı akıtan Vehhabiler, daha sonra Mekke'ye tekrar saldırdılar. Fakat, hac zamanı olduğu için, şehre girmeğe korktular. Mekke halkı, Taif'teki Müslümanların öldürülmelerini işitince, korktular. Şerif Galib Efendi, Vehhabilere karşı koymak için Cidde'ye asker toplamaya gitti. Fakat mekke ahalisi, Taif faciasından çok korktukları için Vehhabi kumandanına bir heyet göndererek, şehri teslim edeceklerini söylediler. Vehhabiler, 1803 (H. 1218) yılının Muharrem ayında Mekke'ye girip, Vehhabilik inançlarını şehirde yaydılar.

Şerif Galib Efendi Cidde'deki askerleri alarak Mekke'ye geldi. Burada bırakılmış olan Vehhabi askerlerini çıkardı. Emirliği tekrar ele geçirdi. Vehhabiler, Mekkelilerden intikam almak için, Taif etrafındaki köylere saldırıp çok cana kıydılar. Osman-ül-Mudayıki adındaki bir Vehhabiyi Taif'e vali yaptılar. Bu vali Mekke etrafındaki Vehhabileri toplayarak büyük bir kalabalıkla 1805 (H. 1220) senesinde Mekke şehrini kuşattı. Mekke'deki Müslümanlar aylarca sıkıntı çekti. Aç kaldılar. Son günlerde yemek için hiçbir şeyleri kalmadı. Şerif Galib Efendi, milletin canlarını kurtarmak için, Vehhabilerle anlaşmaktan başka çare olmadığını anladı. Mekke Emirliği kendinde kalmak ve Müslümanların canına, malına dokunmamak şartıyla şehri Vehhabilere teslim etti.

1811 (H. 1226)'de İkinci Mahmud Han, Mısır Valisi Mehmed Ali Paşaya ferman gönderip, Vehhabileri terbiye etmesi ve Hicaz'ı almasını emretti.

Mehmed Ali Paşanın emrindeki Osmanlı ordusu 1813 senesinde (H. 1228) Cidde'ye geldi. Oradan Mekke'ye yürüdü. Şerif Galib Efendinin kendilerine gizlice göndermiş olduğu planlara uyarak, kolayca Mekke'ye girdi. Osmanlı ordusunun Mekke'ye yürüdüğü haberi şehre yayılınca, Vehhabi askerleri, kumandanları ile birlikte dağlara kaçtılar.

Mehmed Ali Paşa, Mekke'ye Şerif Galib Efendinin kardeşi Şerif Yahya Efendiyi emir yapmıştı. Sonra bunu da değiştirip, onun yerine Muhammed bin Avn'ı emir tayin etti. Sonra, Zavi Zeyd Mekke emiri oldu.

Bilahare Muhammed bin Avn tekrar Mekke emiri, onun ölümünden sonra, yerine halk tarafından sevilen Abdullah, Mekke emiri yapıldı. Şerif Abdullah Mekke'de asayişi sağladı. Abdullah'tan sonra yerine büyük kardeşi Hüseyin geçti. Onun öldürülmesinden sonra da yerine Abdülmuttalib getirildi. Bu sırada Mekke'ye vali tayin edilen Osman Paşa, Abdullah'ın Şerif olması için çalıştı. Ancak Osmanlı Devleti, Avnülürrefik'i Mekke'ye şerif tayin ederek Osman Paşayı geri çağırdı. Yerine Cemal Paşa gönderildi. Kısa bir zaman sonra o da alınarak, görev Safvet Paşaya verildi. Avnülürrefik'in ölümünden sonra yerine halef olarak Şerif Abdullah Mekke emiri tayin edildi. Fakat vazifeye giderken yolda ölmesi üzerine Mekke emirliği Avn'ın yeğeni Şerif Ali'ye verildi. 1908 meşrutiyetinden sonra, Ali, bu görevden çekilmek zorunda kaldı. Bunun yerine yine Avn'ın başka bir yeğeni olan Şerif Hüseyin, son şerif olarak Mekke emiri tayin edildi. Osmanlı Devletinin İttihatçılar eliyle Birinci Dünya Harbine girmesinden ve yanlış politika uygulamalarından sonra Şerif Hüseyin, Mekke'de bağımsızlığını ilan etti.

17 Haziran 1908'de Abdülaziz bin Suud, İngilizlerin teşvikiyle bir beyanname neşretti. Mekke'deki Şerif Hüseyin ve onunla birlikte olanlar kafirdir. Bunlarla cihad ediyorum, diyerek Mekke'ye ve Taif'e saldırdı. Fakat, bu şehirleri Şerif Hüseyin Paşadan alamadı. 1924'te İngilizler, Şerif Hüseyin Paşayı yakalayıp Kıbrıs'a götürdü. Şerif Hüseyin Paşa, 1931'de, Kıbrıs'ta kapatıldığı otelde vefat etti. Abdülaziz bin Suud, 1924 senesinde Mekke'yi ve Taif'i rahatça ele geçirdi. 1926 senesinde de, bütün Hicaz'ı zaptederek, Hicaz Kralı ilan edildi.

Mekke'nin fazileti: Mekke-i mükerreme, içinde "Kabe-i muazzama" bulunduğundan diğer şehirlerden daha faziletli ve mukaddes bir şehirdir. Bu özelliğinden dolayı Resul-i ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Mekke'den göç edip sonra tekrar Mekke'ye döndüğü vakit Kabe'nin karşısına geçerek:

"(Ey Kabe) Allahü tealanın yarattığı en hayırlı memleketler içerisinde en çok sevdiğim yer sensin. Eğer senden çıkarılmasaydım ben de çıkmazdım." buyurmuştur. Yine bir defa da; "Kabe nasıl en şerefli yer olmasın ki, ona, yalnız bakmak bile ibadettir." buyurmuştur. Yine faziletinden dolayı Mekke'de iyiliklerin mükafatı kat kat fazla olduğu gibi, fenalıkların cezası da (iki) kattır. Hadis-i şerifte bildirildiğine göre: "Mescid-i Aksa'da kılınan bir rekat namaz, bin namaza; Mescid-i Nebevi'de kılınan bir rekat namaz on bin namaza; Kabe'de kılınan bir rekat namaz ise yüz bin namaza muadildir." Yapılan hesaplara göre Kabe'de kılınan bir rekat namaz, iki yüz elli sene, altı ay, yirmi günlük namaza muadildir. Mekke-i mükerreme, kuzeyden güneye doğru karşılıklı uzanan Arafat ve Kabis dağları ile, Sevr ve Hira Dağının arasında olup, şehrin (eski Mekke'nin) uzunluğu üç, genişliği bir kilometredir. Arafat Dağı yaya olarak, Mekke-i mükerremenin altı saat ilerisinde olup, hacıların vakfeye durduğu yerdir. Arafat'tan iki saat beride Müzdelife, Müzdelife ile Mekke arasında Mina kasabası vardır. Mina, Mekke'nin; Müzdelife, Mina'nın; Arafat da, Müzdelife'nin kuzey tarafındadır. Mina ile Mekke arası altı km; Mina ile Müzdelife arası on iki km; Müzdelife ile Arafat arası altı km; Safa ile Merve arası 330 m, Safa Tepesindeki kemer ile Kabe arası yetmiş metredir.

Mekke-i mükerremede ve civarında bulunan mübarek yerlerden bazıları şunlardır:

1. Kabe-i muazzama: Mekke'nin ortasında olup, müslümanların kıblesi, hacıların etrafını tavaf ettikleri Beytullah, mukaddes ev. (Bkz. Kabe)

2. Mescid-i Haram. (Bkz. Mescid-i Haram)

3. Makam-ı İbrahim. (Bkz. Mescid-i Haram, Kabe)

4. Zemzem kuyusu. (Bkz. Zemzem)

5. Hatim. (Bkz. Mescid-i Haram, Kabe)

6. Safa: Kabe-i muazzamanın doğusunda bir tepe olup, hacda sa'y yapmağa bu tepeden başlanır.

7. Merve: Kabe'nin yakınında bir tepe olup, sa'y esnasında Safa Tepesinden sonra Merve Tepesine gidilir. Safa ile Merve arası 330 metredir.

8. Beyt-i Mevlid-i Nebevi: Peygamber efendimizin doğduğu evdir. Mekke'nin doğu cihetinde Şiab-i Ebu Talib caddesindedir.

9. Ebu Kubeys Dağı: Kabe-i muazzamanın ve Safa Tepesinin doğu kısmında olup, hazret-i İbrahim bu dağın tepesinden insanları hacca davet etmişti.

10. Cennet-ül-Mualla: Mekke'deki kabristanın ismidir. Hazret-i Hadice ve bazı Sahabe-i kiram bu kabristanda medfundur. Buradaki türbeler ve kabir taşları, Osmanlılardan sonra yıkılarak yerle bir edilmiştir.

11. Hira Dağı: Mekke-i mükerreme ile Mina arasında bulunan bir dağdır. Peygamber efendimize ilk vahy bu dağdaki Hira mağarasında gelmiştir.

12. Sevr Dağı: Mekke-i mükerremenin güney cihetinde bulunan, Peygamber efendimiz ile hazret-i Ebu Bekr'in Mekke'den Medine'ye hicretleri esnasında gizlendikleri mağaranın bulunduğu dağ.

13. Mina: Mekke'nin doğusundaki dağların eteğinden Arafat'a giden yol üzerinde bulunan bir yerin adı. Hac ibadeti esnasında kurban kesilen ve cemre (şeytan) taşlamak için gidilen yerdir. İbrahim aleyhisselam oğlu hazret-i İsmail'i kurban etmek için buraya götürmüştü. Mekke ile arası altı kilometre olan Mina, Mekke'nin kuzeyindedir.

14. Müzdelife: Arafat ile Mina arasında bulunan, Adem aleyhisselamla hazret-i Havva'nın yeryüzünde ilk kavuştukları yer. Hac esnasında burada bir müddet durmak (vakfe) vacibtir.

15. Meş'ar-i Haram: Müzdelife'nin nihayetinde Cebel-i Kuzah yakınında bir yerdir. Müzdelife vakfesinin burada yapılması efdaldir.

16. Arafat: Mekke-i mükerremenin doğusunda bulunan, 70 metre yüksekliğindeki tepenin ve bu tepenin önünde bulunan ovanın ismidir. Kurban bayramından bir gün önce, Arefe günü burada vakfeye durmak haccın farzlarındandır. Tepe, koyu yeşil taş yığınlarından meydana gelmiştir. Arafat Ovasının ortasındaki bu tepeye rahmet dağı manasına Cebel-ür-Rahme de denir. Peygamber efendimiz yüz bini aşkın Müslümana veda hutbesini burada okudu.

17. Hil: Hacda ihrama girme yerleri olan ve mikat denilen yerlerle Mekke şehri, yani Harem arasına Hil denir.

18. Harem: Mekke-i mükerreme şehrinden biraz daha geniş olup, hududu İbrahim aleyhisselam tarafından çizilmiş ve yine onun tarafından dikilen taşlarla gösterilmiştir. Bu taşlar çok kere yenilenmiştir.

Mekke-i mükerremenin fazileti hakkında hadis-i şeriflerde buyruldu ki: "İslam beldelerinin hiç birisi kalmaz ki onu Deccal (orduları) çiğnememiş olsun. Yalnız Mekke ile Medine bu istiladan ma'sun bulunur." ve "Mescid-i Haram'da kılınan bir namaz, sair mescidlerde kılınan yüz bin namazdan efdaldir."


03 Mayıs 2014, 11:29
4510 kez okundu

Mekke-i Mükerreme Benzer Başlıklar

nedir-tr nedir sitesinde günlük ve güncel kelimelerin açıklamaları ve anlamı Nedir olarak bulunuyor. ayrıca tüm kelimelerin anlamlamına bakmak için sözlük sayfamızdan bakabilirsiniz

Bayburtlu Zihni | Bayezid Camii | Bayezid Kulesi | Bayezid Meydanı | Bayezid Paşa |